halil.jpg“Artık sağ sol arasında fark kalmamıştır” diyerek, sağcı belediye başkanları ve milletvekili adaylarının transferleriyle kadrolarını ve örgütünü güçlendirdiğini düşünenlerin ne kadar “haklı” olduğunu 22 Temmuz seçim sonuçları gösterdi.
Tabii ki, ders almasını bilenlere, tarihsel sorumluluklarının farkında olanlara…


“Sol sağ kalmadı” argümanı sağa hizmet eder.
Küresel sermayenin, olası muhalefet odaklarını etkisiz kılma girişimi “sağ-sol arasında fark kalmamıştır” cümlesinde somutlanmaktadır. Bu gerçeği, hepimizin ama öncelikle siyasetin öznesi durumundaki sol siyasi önderlerin görmesi gerekmektedir.

Aksine bir yaklaşım, dünyada ve ülkemizde yaşanan tüm sömürünün, yoksulluğun, adaletsizliğin ve savaşların faili olan küresel sermayenin sorumluluğunu üstlenmemiz ya da ortaklığını kabul etmemezi gerekli kılar. Ayrıca böyle bir kabul siyasi varlığımızın reddi ve feshi anlamına gelir ki; bu ömrünü tüm bu olumsuzluklarla mücadeleye adamış sol ve solcu için büyük bir haksızlıktır ve dünya gerçeğiyle bağdaşmamaktadır.

…………………………

Ayrıca “sol sağ kalmadı” di-yenlere soralım o zaman: Siz hiç sağ bir partinin yöneticilerinin sol sağ kalmadı dediğini duydunuz mu?

Ayrıca sol sağ kalmadıysa, solla sağın arasında hiç bir fark artık yoksa, gece solcu yatıp, sabah sağcı kalkarak sağ patilere geçenleri, o partilerden vekil seçilenleri mazur görmemiz gerekmiyor mu? Ya sağcı yatıp, solcu kalkanlar? AKP’ye gidemediği için CHP’ye gelenler? Birden bire solcu olan isimleri düşünün bir kez… O milletvekili adaylarını, o belediye başkan-larını, o eski siyasetçileri….

Acaba AKP onlara “gelin yeriniz hazır” deseydi, acaba Anavatan ya da Demokrat Parti eskisi kadar güçlü olsaydı CHP’ye gelirler miydi?

Sol sağ kalmadı demek bu “ideoloji erozyonuna” davetiye çıkarmaktır.

‘Bu memlekette solun oyu taş çatlasın % 20’mi?

Seçim sonrasında solun aldığı oyu değerlendirirken önce mahcupça, sonra giderek daha yüksek sesle dillendirilen bir diğer söylem ise, “bizim memlekette sol oyların potansiyeli taş çatlasın % 20 zaten” argümanıdır ki, bunu söyleyenlere sormak gerekir “Hangi solun?”

CHP’ye sol kimliğini kazandıran Ecevit, önce “ortanın solu” vurgusunu yapmış, ardından partisini %40’lara taşırken, “Ne ezilen ne ezen; insanca hakça bir düzen” diyen bir programı, o programa gönülden inanmış kadrosuyla sunmuştu meydanlara. Solun ne olduğunu bundan daha güzel özetleyen bir slogan olabilir mi?

“Bu memlekette solun potansiyeli taş çatlasın %20” dir di-yenlere sorulmaz mı o zaman, “peki biz niye mücadele ediyoruz”

Anlamakta güçlük çekiyoruz.

Kendini solda tanımlayan ve emeğin kitle partisi olma iddiasını taşıması gereken CHP, neden DİSK, KESK gibi örgütlere, toplumda ciddi saygınlıkları olan güçlü sol isimlere bu kadar mesafeli anlamak güç…

Sağdan gelen kadrolara gösterilen güven ve hoşgörüyü, Cumhuriyet Halk Partisi neden kendi çocuklarından esirger anlamak güç…

İlhan Kesici televizyon programlarında “Ben değişmedim. CHP değişti” dediği zaman ömrünü emek, özgürlük, mücadelesine; ömrünü sola adamış CHP seçmenlerinin yüreklerinin yaralandığını neden görmek istemezler, anlamak güç…

Yaratıldığı iddia edilen Milli Takım’da, “1 Mart teskeresinin geçmemesi büyük bir talihsizliktir.” diyen Kesici’nin hangi mevkii de oynaması bekleniyor, anlamak güç…

Partiyle hiç bir ideolojik bağı bulunmayan, kendini yıllarca -ve hala- sağda tanımlayan kişilerin bu milli takımda kendi kalemize gol atacağını görmek için acaba falcı mı olmak gerekiyor? Daha önceki seçimlerde bunun örnekleri yaşanmadı mı?

Artık yüzleşme zamanı…

Kapitalizmin yarattığı haksızlıkları ve adaletsizlikleri ortadan kaldırmak ya da kabul edilebilir sınırlara çekmek iddiasında olması gereken bir partinin, emekçilerde bir umut yaratamadığı ve onların desteğini alamadığı gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyor.

Yoksulların ve emekçilerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde CHP’nin istediği oyu alamamasını kömür ve erzak yardımlarına bağlamanın yetmediği gerçeğiyle yüzleşmesi gerekiyor.

CHP, tüm seçim kampan-yasını ve hatta neredeyse tüm programı “milliyetçilik ve laiklik” eksenine oturttu. Bunun yeteceğini düşündü. Oysa ki yetmedi… CHP’nin artık, Atatürk’ün altı okunun yanına, zaten progra-mında var olan sosyal demokra-sinin evrensel ilkelerini oturtması gerektiği, daha çok özgürlük, daha çok demokrasi talep etmesini, programında yazan “emek en yüce değerdir” söyle-mine hayat vermesi gerektiği ve örgütlenme anlayışını buna göre yapması gerektiği gerçeğiyle yüz-leşmesi gerekiyor…

CHP’nin, örneğin 1. bölgede bağımsız olarak seçime katılan ve İlhan Kesici’ye karşı yarışan, katıldığı her platformda sol ve sosyalist kimliğini vurgulayan Ufuk Uras’ın daha ilk deneme-sinde yarattığı umudu ve nasıl olup da 80 bin küsur oy aldığının, üstelik bunu toplumun her kesiminden aldığının analizini gerçekçi olarak yapıp, bunun sonuçlarıyla yüzleşmesi gerekiyor…

Atılan taş, ürkütülen kurbağaya değdi mi?

Belki de daha sonraki süreçte sorumluluğunu taşıyamayacağı ve bedelinin parti tarafından ödeneceği ayan beyan ortada olan çeşitli belediye başkanlaı (Bakınız, 22 Temmuz seçimleri öncesinden Anavatan Partisi’nden CHP’ye transfer edilen ve yolsuzluk iddialarıyla görevinden alınan Urla Belediye Bşk. ve benzerleri) kişiler geçmişine, ideolojik görüşüne bakılmakmaksızın partiye alındı.

Yaşar Okuyanlar, İlhan Kesiciler, Saffet Gaydalılar, Lütfullah Kayalar gibi isimler sol seçmene “milli takım” diye sunuldu. Sol seçmenin bunlara umut bağlaması istendi. Peki ya bu isimler yüzünden kaçan sol oylar? Bu isimlerin CHP yararı ve zararı seçmenlerin vicdanında değilse, hangi terazide tartılacak? Atılan taş, ürkütelen kurbağaya değdi mi?

Sol umuttur, her zaman umut kazanır…

“Sağ sol kalmadı” diyenlere son bir hatırlatmada bulunalım. Dünyada hem gelişmiş batı ülkelerinde (İngiltere, İspanya, italya…) hem de az gelişmiş olan ve hatta Amerika’nın burnunun dibinde yaşayan Latin-Güney Amerika ülkelerinde (Venezülla, Brezilya, Küba, Meksika, Uruguay, Peru…) iktidarlar soldur…

Onların bizden tek farkı solun umut olduğunun, solun küreselleşmenin getirdiği vahşi düzenle mücadelede en önemli silah olduğunun, solun bir toplumun vicdanı olduğunun, bu dünyada ezenler ve ezilenler, bu dünyada yoksullar ve zenginler, bu dünyada sömürenler ve sömürülenler olduğu sürece solun hep olduğunun, hep olacağının farkında olmalalarıdır.

Onların bizden tek farkı, solu hayatın içinde örgütlemeyi başarmış olmalarıdır. Bunu biz de yapabiliriz. Yola çıkmak için kendi değer-lerimiziden umudu kesmemek, yılgınlığa kapılmamak ve gerçek solcu olmak yeter…

*Meraklısı için not: Bu yazıdaki düşünceler, seçim sonuçlarından sonra değil, seçim sonuçlarının böyle olacağı endişesi ve öngörüsüyle bu seçimden çok önce, gerekli platformlarda, gerekli kişilerin önünde defalarca dile getirilmiştir.

Yorum Yapın