TUZLA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN YARGIÇLIĞINA,

DOSYA NO: 2006/312

YANIT VEREN

DAVALILAR : Halil Özen Çağdaş Tuzla Gazetesi Aydıntepe Mah. Yeşildere Cad. No: 14 Tuzla – İSTANBUL

DAVACI : Eyüp Filiz

DAVACI VEKİLLERİ : Av. Muhittin Alioğlu – Av.Işıl Eren Alioğlu Büyükdere Caddesi Garaj Sokak No: 3/2 Mecidiyeköy – İSTANBUL

YAZI KONUSU : Dava dilekçesine yanıtlarımızdır.

AÇIKLAMALAR

Eyüp Filiz’e vekaleten Av. Muhittin Alioğlu ve Av. Işıl Eren Alioğlu tarafından, 18 Mart 2006 tarihli gazetemizin birinci sayfa ve devamı olan 3. sayfadaki “Rezalet diz boyu” başlıklı haberlere ilişkin olarak ; 7.000.000 YTL maddi, 10.000.000 YTL manevi tazminatın ödenmesi ve mahkeme kararının yayınlanmasını talep etmiştir.

I- BASININ GÖREVİ TOPLUMU UYARMAKTIR VE YAYINLANAN HABERDE KİŞİLİK HAKLARI İHLALİ YOKTUR


Dava dilekçesinde yazılı olan “basın özgürlüğü” kavramını yeniden değerlendirmek gerekiyor. Basın özgürlüğü ilkesi, Anayasanın vazgeçilmez kuralıdır. Bu özgürlüğün amacı; doğru ve gerçek bilgileri kamuoyuna ulaştırmaktır. Halkı aydınlatma, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye sevk etme, tartışmalar açma, bilinmeyenleri araştırıp ortaya çıkarma basının en önemli görevleridir. Böylece toplumda çağdaş ve demokratik bir toplum düzeni yaratılmasında adımlar atılmış olacaktır. Halka ulaştırılmasında toplum yararı olan bilgiler, olaylar ve olaylar hakkında düşünülenler gazeteciler eliyle aktarılacaktır. Basın böylelikle kamuoyunun oluşumunu serbestçe sağlayacak ve ülkeyi yönetenler üzerinde halkın denetimi de sağlanmış olacaktır. Basının ve yazarların bu görevi ile ilgili olarak Yargıtay bir kararında aynen şöyle demektedir :

“ Basının görevi, toplumu daha doğru bir deyimle genel yararları ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlarda kamuoyunu düşünmeye sevk edecek tarzda tartışmalar açmak ; onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak ,yöneticileri eleştirmek ve tüm insanlığın sorunları bakımından bilinçlendirmektir. O halde Basın, halka ulaştırılmasında kamu yararı bulunan haberleri zamanında ve gereken ayrıntıları ile doğru olarak toplayıp topluma ulaştırdığı, böylece kamuoyunun serbestçe oluşumunu sağladığı (Anayasa Madde 26) ve önemli olarak da kamu gücünü elinde tutanlar üzerinde toplumun denetimine aracı olduğu sürece bir kamu görevi niteliğindeki fonksiyonu eksiksiz yerine getirmiş olacaktır….”

Eleştiri bir kişiyi veya kamuoyunda tartışılan herhangi bir konuyu inceleyip açıklamak,değerlendirmek amacıyla kaleme alınan yazı türüdür. Bir başka deyişle “ gerçeği ortaya koymak için” yapılan yargılayıcı bir inceleme ve tartışmadır.

Basın yoluyla eleştiri hakkı ise ; “ somut bir olayın kamuoyuna aksettirilmesi dışında, olayla ilgili düşünce ve değerlendirmelerin açıklanması olanaklarını ve hakkını ifade eder ”. Olaylar, kişiler veya herhangi bir eser hakkındaki eleştiriler bu hakka dayalıdır.

Kişinin üstlendiği görevin toplumdaki önemine göre yapılacak eleştiriler çoğalacağı gibi gerektiğinde çok sert de olabilir. Çünkü basın kamu adına eleştiri yapmaktadır. Demokrasilerde eleştirilmeyecek kurum, kuruluş, fikir ve düşünce yoktur. Siyasal yaşamda görev yapmak bu görevin gerektirdiği sorumluluk ve sonuçları kabul etmek demektir. Siyasi kişileri, yöneticileri eleştirmek ve onlarla ilgili sürekli haber yapmak basın için bir hak değil ayrıca bir görevdir. Özellikle siyasal yaşamda görev alan veya kişiler basının her yönüyle kendisi ile ilgileneceğini, eleştireceğini ve hatta uyaracağını ve bazen çok sert eleştirilere muhatap olacağını önceden bilmesi ve hesaba katması gerekir. Yasalara uygun hareket etse ve yasalara aykırı hiçbir eylemi olmasa dahi ; basın tarafından değer yargılarına ters düşen davranışlarının sorgulanacağını bilmesi ve bilebilecek durumda olması gerekir.

Anayasa ve yasaların güvencesi altında bulunan basın özgürlüğü ile kişilik haklarının çatışması halinde birinin diğerine önceden üstün tutularak sonuca ulaşılması mümkün değildir. Her olay, kendine özgü koşullar içerisinde değerlendirilerek, çözüme bağlanmalıdır. Bu bağlamda, gerek devamlılık kazanan yargısal kararlarda ve gerekse doktrinde ifade edilen görüşlerden hareketle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen ilkelere göre; yayın yoluyla yapılan eylemin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığının, eş anlatımla bu eylemin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasında, (gerçeğe uygunluk), (kamusal ilgi ve toplumsal yarar), (güncellik) ve (şekle uygunluk) unsurlarının bulunup bulunmadığının araştırılması zorunludur. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 6.6.2001 gün ve E:2001/4-435, Karar: 2001/471 Yargı dünyası Ağustos 2001.Sayı 68 Sayfa 60-61-62) Davalının yazısı gerçeklere dayalı olan bir eleştiridir. Günceldir. İfade biçimi ile yazının içeriği ve başlık birbiriyle uyumludur. Yazılan eleştiri yazısında hukuka uygunluk vardır.

II- HABER HUKUKA UYGUNDUR


Dava konusu edilen “haber” hukuka uygundur. Çünkü yukarıda açıklanan Yargıtay kararları çerçevesinde; yayın yoluyla yapılan eylemin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olup olmadığının, eş anlatımla bu eylemin hukuka uygun olup olmadığının saptanmasında, haberin nitelikleri olarak; (gerçeğe uygunluk), (kamusal ilgi ve toplumsal yarar), (güncellik) ve (şekle uygunluk) unsurlarının bulunup bulunmadığının araştırılması zorunludur.

a-Haber gerçektir. Haberde gerçeklik unsuru gerçekleşmiştir


Haberimizde özet olarak,
AKP’li Belediye Meclis Üyesi Eyüp Filiz’in sahibi olduğu 546 ve 3202 sayılı parsellerin arasından geçen resmi imar yolununun, 545 sayılı hazine parseline ötelenerek, parselin tamamının bütünlüğünü bozacak şekilde yeniden düzenlendiği, üstelik bu duruma hazinenin itiraz etmesine rağmen bu değişikliğin yapıldığı, bunun sonucunda Eyüp Filiz’e fayda sağlandığı konusu işlenmiştir. Haberimiz tamamen gerçektir ve belgelerle desteklenmektedir.

Şöyle ki;

Eyüp Filiz ve kardeşine vekaleten Hüseyin Demircan imzalı dilekçeyle 21/06/2004 tarihinde Tuzla Belediyesine verilen plan tadilatı teklifi, 545 sayılı parselin sahibi olması dolayısıyla ve yönetmelik gereği hazinenin muvafakatı alınması gerekirken, bunlar yapılmadan 30/06/2004 tarihinde Tuzla Belediye Başkanı Mehmet Demirci’nin ‘kamu zararı yoktur, vatandaşa sağlanan bir avantaj yoktur’ diyerek teklifi savunduğu Belediye Meclisi’ndeki toplantıda, oy çokluğu ile geçmiştir.
(Ek 1: 30/06/2004 tarihli Belediye Meclis Gündemi tutanağı) ( Ek 2: 30/06/2004 tarihli Belediye Meclis tutanağı)

Nitekim, 15/09/2004 tarihinde yönetmelik gereği Hazineden görüş istenmiş; Hazine, Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi ile aynı görüşte olmadığını 20/09/2004 tarih ve 049638 sayılı yazıyla, “….halen imar planında konut alanına bulunan Hazineye ait 545 parselin konut alanından çıkartılarak yol alanına ayrılması istenildiği anlaşıldığından parsel bütünlüğünün bozulacağı ve Hazine zararı meydana geleceğinden plan değişikliği teklifine idaremizce muvafakat verilmesi mümkün bulunmamaktadır.” diyerek karara karşı olduğunu açıkça belirtmiştir.
(Ek 3: Milli Emlak’ın 20/09/2004 tarih ve 049638 sayılı görüş yazısı)


04/07/2005 tarihinde, yani Hazinenin olumsuz görüşünden yaklaşık bir yıl sonra, Eyüp Filiz’e vekaleten Hüseyin Demircan’ın verdiği plan tadilatı teklifi, içerik ve talep edilenlerde hiç bir değişikliğe uğramadan, , bu kez İmar Müdürlüğü’nün imzası ve 29/06/2005 tarih ve 1567 sayılı Başkanlık Teklifi olarak yeniden Tuzla Belediye Meclisi’nin resmi gündemine girmiş, teklif İmar Komisyonuna havale edilmiştir.
(Ek 4: 546 ve 3202 parsellere ilişkin verilen Başkanlık Teklifi Ek 4/a: İlgili Belediye Meclis Toplantısı gündem tutanağı)


Ancak, 05/09/2005 tarihinde, toplanan İmar Komisyonu, 108 sayılı kararıyla teklifi “546 ve 3202 parseller hakkında Milli Emlak Müdürlüğü’nden kurum görüşü alınmak üzere Başkanlık teklifinin müdürlüğüne iadesini oy birliği ile uygun görmüştür” diyerek İmar Müdürlüğü’ne iade etmiştir. (Ek 5: İmar Komisyonu raporu)


Tüm bu uzun sürecin sonunda, Hüseyin Demircan’ın Eyüp Filiz ve kardeşine vekaleten sunduğu teklif, içerik ve talep edilenler açısından hiçbir değişikliğe uğramadan başkanlık teklifi haline gelmiş, büyükşehirden onaylanmış, 21/10/2005 – 21/11/2005 tarihleri arasında askıya çıkartılmış, (Ek 6:İlgili askı zabıt belgesi)


Hazine bu süre içinde 21/11/2005 tarihli yazıyla değişikliğe “…Yapılan bu değişiklik ile parselin tamamının kullanımının engellenmesi ve Hazine kaybına sebep olması, ayrıca bahse konu parsele ilişkin plan değişikliği teklifine dair kurum görüşünde (20/09/2004 tarih ve 46638 sayılı yazı) muvafakat verilmemesi” nedeniyle plana yine itiraz etmiş ancak;


İmar Komisyonu, itirazı 02/01/2006 tarihinde, fiiliyatta oluşan yolun tüm alt yapı çalışmalarının tamamlanmış olduğu gerekçesiyle ve oy çokluğu ile reddetmiştir. (Ek 7: İmar Komisyonunun ilgili raporu)


Karar oy çokluğu ile alınmıştır çünkü bazı belediye meclis üyeleri hazine ile aynı endişeleri paylaştıkları için karara şerh koymuşlardır. (Ek 8: Bazı Belediye Meclis Üyelerinin şerh kararı)


Yukarıda ayrıntılarıyla anlattığımız ve ekteki belgelerle desteklediğimiz haberimiz tamamen gerçektir. Yapılan haberin amacının, iddia edildiği gibi, Eyüp Filiz’in yada benim mensubu olduğumuz partilerle, siyasi görüşlerle hiç bir alakası yoktur. Haberimizin içeriği, siyasi güce sahip belediye meclis üyesi Eyüp Filiz’in bu gücü kullanarak kendine fayda sağlaması, bunu yaparken de kamuyu zarara uğratmasıdır. Olaylar bu kadar gerçek ve açıkken haberimizi kötü niyete veya siyasi kaygıya bağlamak olayı çarpıtmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Başka partiye mensup bunca üye, belediye meclis üyesi varken, neden durduk yerde Eyüp Filiz habere konu olmuştur?

b-Dava konusu haberde kamusal ilgi vardır ve “haber niteliği” taşımaktadır.


Bahse konu şahıs, şu anda Tuzla Belediyesi’ni yöneten iktidar partisine mensup AKP’li Belediye Meclis Üyesi’dir. Plan değişikliğiyle sonuçlanan süreç bu şahsın talebi üzerine başlamıştır. İmar planındaki değişikliğin hem şahsa özel olması hem de bu şahsın, kararı veren kurumun ve o kurumda çoğunluğa sahip bir partinin Meclis üyesi olması, uygulama sonucunda ortaya çıkan sonuçtan Milli Emlak’ın yani kamunun doğrudan zarar görmesi, olaya “haber niteliği” kazandırmaktadır.


Haberin içeriğinin “komşu parselin deniz manzarasını kapatmasıyla” bir ilgisi yoktur. (Bu arada değiştirdikleri planla “komşu parsellere” zarar verdiklerini de itiraf etmektedirler.).

Siyasi güce sahip bir belediye meclis üyesinin muhatap kurum olan Milli Emlak’ın defalarca itirazına rağmen kendine fayda sağlaması, kamuyu zarara uğratması ve tüm bunları mensubu olduğu partinin diğer belediye meclis üyelerinin ve belediye başkanının koşulsuz desteği ile gerçekleştirmesi her gazeteci için haberdir.


Haberimiz kamuyu ilgilendirir. Çünkü kamu, oylarıyla seçtiği ve kendi haklarını korumak için belediye meclisine gönderdiği bir temsilcinin; itirazlara rağmen hazineyi yani kamuyu zarara uğratmak pahasına kendine fayda sağlamasıyla ilgilidir. Bunu bilmek kamunun en doğal hakkıdır.

c-Haber günceldir.


Eyüp Filiz’e ait iki parselin arasından geçen resmi imar yolunun, plan değişikliği ile ötelenerek hazinenin ve dolayısıyla kamunun zarara uğratılması olayı, iddia edildiği gibi 2004 yılına ait bir olay değildir. İddiada belirtilen tarih, (21/06/2004) Hüseyin Demircan’ın Eyüp Filiz ve kardeşine vekaleten Tuzla Belediyesi’ne konuya ilişkin verdiği dilekçe tarihidir. Zaten Tuzla Belediye Meclisi de bu kararı fazla bekletmeyip, dokuz gün sonra yani 30/06/2004 tarihinde çıkarmıştır.

Ancak plan değişikliğinin nihai kararı için bu yeterli değildir. Bu yüzden, süreç şöyle işlemiştir,

- 30/06/2004’de Tuzla Belediyesi’nden çıkan plan tadilatı kararı Büyükşehir’e gönderilmiş ve 545 sayılı parselin sahibi olarak Milli Emlak’tan görüş istenmiş,
- 20/09/2004 tarihinde Milli Emlak karara muvafakat verilmesinin mümkün olmadığını bildiren yazıyı göndermiş,
- Konu, 04/07/2005 tarihinde bu kez “Başkanlık Teklifi” olarak yine Belediye Meclis gündemine gelmiş,
- Aynı tarihli toplantıda, teklif “hazinenin görüşü alınmak üzere” müdürlüğe iade edilmiş,
- 04/10/2005’de karar, hazinenin tüm itirazlarına rağmen Büyükşehir’de onaylanmış,
- 21/10/2005 tarihinde askıya çıkarılmış,
- 21/11/2005 tarihinde askıdan inmiştir.
- 21/11/2005 tarihli yazıyla Milli Emlak askıya itiraz etmiş,
- Tuzla Belediyesi İmar Komisyonu 19/12/2005 tarihinde oy çokluğu ile itirazı reddetmiş,
- Konu en son, 02/01/2006 tarihli Tuzla Belediye Meclisi’nin resmi gündemine alınmış ve komisyonun hazinenin itirazının reddedilmesi kararı, Belediye Meclsinde onaylanmıştır. (Ek 9:Tuzla Belediye Meclisinin ilgili tarihli gündem tutanağı)


Bu aşamalardan sonra konunun haber olarak bize intikali, araştırmalarımızı yapıp, belgelere ulaşmamız sonucunda haberimizi 18 Mart 2006 tarihli sayımızda yayınladık. Dolayısıyla plan değişikliği iddia edildiği gibi 2004 yılında olup bitmiş bir uygulama değil, 02/01/2006 tarinde bile hala görüşülen bir konudur. Bizi “yalan haber yapmakla” suçlayan şikayetçinin tüm süreci yok saymaları ilginçtir.


d- Haberimiz verilişi ölçülülük ilkesine uygundur. Haberin içeriği ile haberin veriliş biçimi birbirine uygundur.


Haberimizi verirken kullandığımız “toplantıdan sonra belediye başkanı herkesi Filizler Köftecisi’ne yemeğe davet etti’ cümlesi, haberde ölçülülüğün bulunmadığının kanıtı olarak sunulmuştur. Bu cümle, ekte sunduğumuz Belediye Meclis Tutanaklarıyla sabittir. (Ek 10: İlgiliBelediye Meclis Tutanağı)


Eyüp Filiz’e ait parsellerin arasından geçen resmi imar yolunun, mülkiyeti hazineye ait 545 sayılı parselin bütünlüğünü bozup, onu konut alanından çıkararak yola çeviren plan tadilatının görüşüldüğü bu toplantıda, bahse konu plan tadilatının bizzat Belediye Başkanı Mehmet Demircitarafından ‘kamu zarar görmemektedir’, ‘vatandaşa sağlanan bir ayrıcalık yoktur’ dediği toplantıdan sonra, meclisi yöneten kişinin, “Sayın Belediye Başkanının bir daveti var. Oturumu kapattıktan sonra bizleri yemeğe davet ediyor. Filizler Köftecisi’nde bir ikramı var. Teşekkür ediyoruz kendilerine…” demesi, Filizler Köftecisi adlı işletmenin, plan tadilatını isteyen Belediye Meclis Üyesi Eyüp Filiz’e ait olması haberimizin bütünlüğü açısından kullanılmıştır. Burada bizim yaptığımız bir ölçüsüzlük yoktur. Ölçüsüzlük tamamen olayın bizatihi kendisinden kaynaklanmaktadır. Bunun da sorumlusu gazetemiz değildir.


Ayrıca ölçüsüzlük ve hakaret olduğu iddia edilen bir diğer ifade “Eyüp Filiz parsellerini tevhid edecek diye hazinenin arazisini gasbediyor” cümlesidir. ‘Gasbetmek’ Türk Dil Kurumu Sözlüğününe göre, ‘ bir şeyi zorla izinsiz almak’ anlamına gelmektedir. Bu plan taditatı sonucunda, hazineye ait 545 sayılı parsel, kurumun rızası dışında, izinsiz ve zorla alınarak, yol alanınına çevrilmiştir. Hazine her seferinde bu uygulamaya onay vermediğini yazılı resmi belgelerle bildirmiş, itirazlarını yapmış, buna rağmen uygulamada ısrar edilmiştir. Sonuç olarak hazinenin parseli ‘zorla ve izin alınmadan’ alınmıştır. Haberimizde kullanılan bu ifadeler Eyüp Filiz’e hakaret amacı taşımamaktadır, tamamen olayın kendisini anlatmaya yöneliktir.

“Resmi kurumlardan izin ve olur alındıktan sonra” bu uygulamanın yapıldığı iddia edilmiş, ancak konuya asıl muhatap olan, parseli konut alanındayken yola çevrilen, dolayısıyla asıl zarar gören kurum olan Hazine’nin olumsuz görüşünden ve daha sonra yaptığı itirazlardan hiç bahsedilmemiştir. Bu durum da, gazetemize ve şahsıma yönelik iddiaların dayanaklarının temelsiz olduğunun bir diğer kanıtıdır.

Sonuç olarak;
- Yukarıda ayrıntılarıyla anlattığımız ve belgelerini eklerde sunduğumuz gibi, haberimiz tamamen gerçektir. Haberimizde hiç bir çarpıtma, yalan yoktur.
- Haberimiz günceldir.
- Haberimiz kamunun ilgi alanındadır. Çünkü uygulama sonucunda hazinenin, yani devletin, yani kamunun malı zarar görmektedir. Bunu daha iyi açıklayabilmek için belki şu soruyu sormak yerinde olacaktır:

Eğer 545 sayılı parsel, hazineye değil de, bir başka şahsa örneğin Tuzla Belediye Başkanı Sayın Mehmet Demirci’ye ait olsa, kendisi sahibi olduğu parselin imar planı tadilatıyla konut alanından çıkarılıp, yol haline getirilmesine bu kadar kolay izin verir miydi?

Kamu, oylarıyla seçip, kendi haklarını korumak için belediye meclisine gönderdiği temsilcilerinin, ‘seçilmişlikten’ kaynaklanan gücünü nasıl kullandığını ve vergileriyle sahip olunan kamu mallarının başına neler geldiğini bilmek hakkına sahiptir. Dolayısıyla haber, iddiaların aksine kamunun ilgi alanındadır ve kamunun direk zararına bir uygulamayı içermektedir. (Ek 11: Yolun resmi imar planındaki durumunu gösterir harita, Ek 12: Yolun resmi imar planı tadil edildikten sonraki halini gösterir harita.) Ek 13: Uygulama yapıan parsellerin durumunu daha açık gösterir kroki. )

Uygulamada hiçbir şekilde kamu yararı yoktur. Aksine kişisel düzenleme olması sebebiyle uygulama sonucunda elde edilen yarar da kişiseldir ve bu yarar Belediye Meclis Üyesi Eyüp Filiz’le sınırlıdır. Uygulamada, plan değişikliğini isteyen kişinin siyasal gücü etkindir. Zaten plan tadilatı talebi belediyenin kamu yararını gözeterek, kendiliğinden yaptığı bir uygulama değil, Eyüp Filiz ve kardeşine vekaleten Hüseyin Demircan imzalı teklifle başlayan bir sürecin sonunda tamamlanmıştır.

Haberimizin diğer bölümlerinde görüleceği üzere, Eyüp Filiz daha Belediye Meclis Üyesi Adayıyken, sahibi olduğu Filizler Köftecisi işletmesinin üst katına kaçak kat çıkmış (Tüm Tuzla halkı şahittir), seçimlerden kısa bir süre önce, habere konu parseller üzerinde yasa dışı, ruhsatsız inşaata başlamış, bu yüzden inşaatı mühürlenmiş, (Ek 14: İnşaatın mühürlenmesiyle ilgili Tuzla Kaymakamlığı resmi yazısı) seçildikten 3 ay sonra, yolun hazine parseline ötelenmesini içeren plan tadilatı teklifiyle süreci başlatmıştır. Dolayısıyla, bahse konu kişinin sahip olduğu siyasi gücünü hiç bir kural tanımadan kişisel yarar sağlamak için kullandığını söylemek ‘hakaret’ değil, belgelere dayanan bir tespittir.


III- ELEŞTİRİ HAKKI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN SONUCUDUR


Eleştiri ve eleştiri yazısının bütünü değerlendirilmelidir. Örneğin yine bir Hukuk Genel Kurul kararında “işbitirici, yazık yazık…” gibi ifadelerin geçtiği yazı hakkında yapılan yargılamada yazının uslup ve nitelendirilmesi esas alınmıştır.

Mahkeme bu tür ifadelerin kişilik haklarının ihlali için yeterli olmadığı görüşündedir. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 2.Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine karar verir.
28.12.1992 gün ve 1991/885-1992/875 sayılı kararın incelenmesi üzerine Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 14.7.1994 gün ve 1994/3223-6787 sayılı ilamı ile;

“Yayınlanmasında kamu yararı bulunan gerçek ve güncel bir haber verilirken özle biçim arasında denge kurulmalıdır. Haber (ve eleştiri) gerçek, güncel ve yayınlanmasında toplumsal ilgi bulunsa bile üslup ve seçilen sözcükler, aşağılayıcı, küçük düşürücü, incitici, abartılı ise salt bu nedenle yayın hukuka aykırı olur ve davacı tazminat istemekte haklı bulunur. Somut olayda, davalı birtakım olayları anlatırken bu koşula uymamış ve aşağılayıcı bir tarzda iktidara ve hanedana çıkar sağlayan, “işbitirici, yazık, yazık” gibi deyimlere yer vermiştir. Öyleyse davalı taraf uygun ve ılımlı düzeyde tazminatla sorumlu tutulmalıdır.” görüşüyle kararın bozulmasına karar verir. Ancak yerel mahkeme önceki red kararında direnir. Bunun üzerine Hukuk Genel Kurulunda yapılan inceleme sonunda yerel mahkemenin direnme kararı haklı bulunur. Gerekçeye göre de: “Anılan kurallar yönünden yerel mahkemeyle Özel Daire çoğunluğu arasında da görüş ayrılığı yoktur.Uyuşmazlık, seçilen sözcüklerin aşağılayıcı düzeyde bulunup bulunmadığı, eş anlatımla özle biçim arasında bulunması gerekli dengenin bozulup bozulmadığı noktasında toplanmaktadır. Genel Kurulda, yapılan görüşmeler sonucunda belirtilen anlatımın, aşağılayıcı bulunmadığı özle biçim arasında dengenin aşılmamış olduğu yolunda değer yargısı oluşmuştur. Bu nedenle usul ve Yasaya uygun görülen direnme kararının onanması gerekmiştir.” (Tarih: 8.11.1995, Esas : 1995 / 2-733, Karar: 1995/951 Türkiye Barolar Birliği Dergisi Sayı: 1995/4 Yıl: 8 Sayfa 646 – 647 )


Kişinin üstlendiği görevin toplumdaki önemine göre yapılacak eleştiriler çoğalacağı gibi gerektiğinde çok sert de olabilir. Çünkü basın kamu adına eleştiri yapmaktadır. Demokrasilerde eleştirilmeyecek kurum, kuruluş, fikir ve düşünce yoktur. Toplum yaşamında görev yapmak bu görevin gerektirdiği sorumluluk ve sonuçları kabul etmek demektir. Siyasi kişileri, yöneticileri, belediye başkanlarını, iş adamlarını ve gazetecileri eleştirmek ve onlarla ilgili sürekli haber yapmak basın için bir hak değil ayrıca bir görevdir.

Benzeri örnek kararlar şöyledir:

1. Eleştirilen kişinin siyasi parti üyesi olması nedeniyle sert de yapılsa eleştiriye katlanması gerekir


“ Davacı “Maya” dergisinin Haziran 1999 sayısında yayınlanan “182 ve Çiller” başlıklı yazıda “Çiller ve ekibi DYPyi perişan etmiş ve partilileri kimsenin yüzüne bakamaz hale getirmiştir. Ekibe bakın, renksiz, ruhsuz, kapasitesiz bir avuç emekli….” ” gibi ifadeler nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı yan cevabında yazının DYP Genel Başkanına yönelik olduğunu ve eleştiri yapıldığını savunmuştur. Mahkemece, eleştiri sınırlarının aşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. (………………) Somut olayda, yazı bütünü ile incelendiğinde, DYP’nin oy oranının düşmesi ve onun nedeni olarak yöneticilerin tutum ve davranışları eleştirilmektedir. Davacı da bu yönetim kadrosu içinde yer almaktadır. Bir siyasi kişinin siyasi partinin başarısızlığında etkisi bulunduğunun yazılması ve bundan dolayıda sert bir şekilde eleştirilmesi, eleştirilen konu ve kişinin faaliyet alanından kaynaklanan işin doğasının bir gereğidir. Bu eleştiriler sertte olabilir. Bu nedenle dava reddedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2000/11119 K. 2001/3040 T. 27.3.2001)


2. Siyasetçinin, Siyasi Konumu İtibariyle Yapılan Eleştirinin Sert Olmasına Rağmen Toplumdan Gelen Alkış Kadar Sert Eleştiriye de Katlanmasının Gerekmesi


“Davaya konu edilen yayında genel hatları itibariyle; davacının da katılmayı ve liderliğini üstlenmeyi düşündüğü yeni bir siyasal oluşumdan söz edildiği, gerek davacının ve gerekse de anılan oluşumun geçmişteki siyasal çizgisinin ve amaçlarının eleştirildiği, anlaşılmaktadır. Davaya konu yazının bütünlüğü ve yukarıda açıklanıp vurgulanan ilkeler göz önünde utulduğunda, siyasi bir kişi olan davacıya yönelik sert eleştirinin varlığı söz konusudur. Davacının konumu ve siyasi bir kişi olması karşısında yapılan eleştiri nedeniyle hukuka aykırılıktan söz edilemez. Davacının yukarıda açıklanan konumu itibarıyla bu eleştiri sert olabilir. Bu nedenle davacının toplumdan gelen alkış kadar, sert eleştiriye de katlanmalıdır. Mahkemece, davanın reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmiş bulunması bozmayı gerektirmiştir. Bozma nedenine göre davacının tazminatın miktarına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesinde yarar görülmemektedir.

(Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2002/396 K. 2002/5520 T. 8.5.2002)

“Anılan olaylar nedeniyle davacı da suçlanmış, tutuklu kalmış ve nihayet ceza davası, hakkında beraatle sonuçlanmıştır. Elbette bu adli gerçektir; kimse sanıkla hükümlüyü karıştıramaz, aynı düzeyde tutamaz. Aksi bir eylem ve yazı kişilik haklarına saldırı oluşturur. Ne var ki, politika alanında yer alıp ülkeyi yönetme isteğinde olanlar, mahkeme kararlarının dışında ve ötesinde, toplum içinde edindikleri imajdan haksız da olsa kolay sıyrılamazlar. Bu yüzden sık sık tartışmaların, eleştirilerin odağını oluştururlar. Siyaset sahnesinin kişileri, kendilerine imajları ve eylemleri nedeniyle yönelen alkışlar kadar bazen sert eleştirileri de işin gereği olarak karşılamak durumundadırlar.”

(Yargıtay 4.HD E.1997/1559, K.1997/9622, T.26.05.1997)


3. Politikacıların Daha Sert Eleştirilere Katlanmak Zorunda Kalabileceği


Aralık/1995 seçimleri öncesi, seçime katılacak bazı siyasal partiler arasında, seçim ittifakları gündeme gelmiş; bu husus, kamuoyunu ilgilendiren önde gelen konulardan olmuştur. C.B.`nin liderliğini üstlendiği A… ( … ), kendine özgü ve bir kısmıyla kamuoyu için çarpıcı gelen düşünce ve projelerle toplum karşısına çıkmışken, B… ile ve onunla seçim ittifakı yapan C… ile birlikte seçime katılma girişimi yeni tartışmalara yol açmıştır. İşte, haber/yazı seçim ittifakı girişiminden dolayı C.B.`nin öfke topladığını ve bunun neden kaynaklandığını okuruna haber olarak vermektedir. Partiler arasındaki görüş farklılıkları ve özellikle C. mensubu davacının da adının karıştığı yakın tarihe ilişkin Kahramanmaraş olaylarının bu ittifak için engel diye düşünüldüğü, öfke topladığı anlatılmaktadır.

Anılan olaylar nedeniyle davacı da suçlanmış, tutuklu kalmış ve nihayet ceza davası hakkında beraatle sonuçlanmıştır. Elbette, bu bir adli gerçektir; kimse sanıkla hükümlüyü karıştıramaz; aynı düzeyde tutamaz. Aksi bir eylem ve yazı kişilik haklarına saldırıyı oluşturur. Ne var ki, politika alanında yer alıp ülkeyi yönetme isteğinde olanlar, mahkeme kararlarının dışında ve ötesinde, toplum içinde edindikleri imajdan haksız da olsa, kolay sıyrılamazlar. Bu yüzden sık sık tartışmaların eleştirilerin odağını oluştururlar. Siyaset sahnesinin kişileri, kendilerine imajları ve eylemleri nedeniyle yönelen alkışlar kadar bazen sert eleştirileri de işin gereği olarak karşılamak durumundadırlar.


Haber/yazıda davacı için “mahkum” değil “sanık” sözlerine yer verilmiştir. Sanıklığı da adli bir gerçektir. Her ne kadar, sanık sıfatı dava sonucuna kadar sürdüren bir tanımlama ise de, politikacılar için, toplum içinde kendi alanında iddialı kişiler için, bazı olaylarda, bu değerlendirmelerin yapılması da onlar yönünden kaçınılmaz bir durumdur.

Nitekim, gündemdeki bir kısım seçim ittifakları da gerçekleşmemiştir.

……Hukuk Genel Kurulu`nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.”(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 1998/4-765 K. 1998/801 T. 11.11.1998)


IV- FAHİŞ VE HUKUKA AYKIRI İSTEK REDDEDİLMELİDİR


Özellikle kişinin toplumdaki sosyal durumunun belirlenmesiyle bağlantılı olarak manevi tazminat miktarı belirlenmelidir. Çünkü ortada giderilmesi gereken bir manevi zarar vardır. Davalının haksız ve hukuka aykırı eylemiyle zarar gördüğü iddiasıyla davacı için açılan bu dava manevi zararının kısmen karşılanmasıdır.

Konuyla ilgili yargı kararlarına göz atacak olursak örneğin Yargıtay 2 Hukuk Dairesinin 1986/ 9713 Esas, 1986/10108 Karar ve 17.11.1986 tarihli kararında manevi tazminat isteğindeki hakkaniyek ölçüsü ve manevi tazminat / manevi zarar şöyle tanımlanmıştır.

Manevi zarar, gerek zararın değerlendirilmesi ve gerekse giderilmesi yönlerinden özelliği ve büyük güçlükleri olan bir kavramdır. Özellikle ve güçlüğün ana sebebi kişinin manevi varlığına yapılan saldırıların meydana getirdiği tahribatın ölçüsünü ve giderilmesinin niteliğini belirlemekte toplanmaktadır.

Manevi zararın “manevi tazminat” adı altında para ile karşılamak istemesi hiçbir zaman paranın zarara uğrayan manevi değerleri geri getirdiği yada bu değerlerin parayla değiştirildiği anlamını taşımaz ve bu biçimde yorumlanamaz. Belki paranın bu konudaki fonksiyonu kişilik hakları zedelenen kişinin duyduğu manevi acıyı bir ölçüde hafifletmek ve yumuşatmak ve yatıştırmaktan ibarettir. Amaç bozulan manevi dengenin onarılıp düzeltilmesidir.

Bunun içindir ki manevi tazminat bir esas değildir. Nitekim manevi tazminatın bir ceza olmadığı 22.6.l966 tarihli ve 7/7 sayılı içtihadı birleştirme kararının gerekçesinde açık bir biçimde belirtilmiştir. Diğer taraftan kişinin mal varlığına yönelik bir zararın karşılanması amaçlanmadığı içinde gerçek bir tazminat sayılmaz. O halde manevi tazminat her şeyden önce mağdurda yada zarara uğrayanda bir tatmin ve huzur duygusunu uyandırmalı ve manevi tazminat taktirine temel olan ana ölçü ve düşünce bu olmalıdır.

Şüphe yokki, manevi tazminatın kapsamı ve sınırı ile miktarının belirlenmesi Hakime tanınmış bir haktır. Ne varki taktir hakkının söz konusu olduğu bütün durumlardaki gibi bu konuda da Hakim Medeni Kanunun 4.maddesinde öngörülen temel ilke uyarınca hak ve nasafetle hüküm verme zorunluluğundadır.

O halde hakim hukuk bilgisinden yararlanarak Türk toplumunun sosyal, ekonomik ve moral yapısını göz önünde tutarak ve özellikle tarafların olaydaki gerçek durumlarını değerlendirecek hak ve adalete uygun bir sonuca ulaşmalıdır. Taktir hakkını gerek kamu oyunda ve gerekse toplum vicdanında hak ettiği güven ve inancı yaratması kesinlikle objektif esaslara dayanması şartına bağlıdır. İşte bu sebepledir ki taktir edilecek manevi tazminat miktarı hem bu haksız eylemi özendirecek oranda, hem de mağdur yönünden zenginleşme aracı olacak tutarda bulunmamalıdır.”

Yine konumuzla ilgili olarak Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin manevi tazminat miktarının belirlenmesinde esas kabul ederek uygulamaları ile istikrara kavuşmuş olan görüşü şöyledir:

“ Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almaladırı. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hkkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanunun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para , zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecem miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.” ( Yargıtay 4 Hukuk Dairesi 15.01.2002, 2000/9230 – 2001/121 Sayılı Kararı. Yargıtay 4.Hukuk Dairesi Emsal Kaararları (1998-2002). Hak. Halil Yılmaz-Hak.Ahmet Kütük Adil yayınevi. Ankara. 2002 Sayfa 154-155. Aynı yönde Yargıtay 4 Hukuk Dairesinin 4.4.2000 tarih 2000/266-3046 sayılı ilamı. Sayfa 153., Yarg. 4 Hukuk Dairesi 14.01.2002 gün ve 2001/9297 Esas, 2002/223 Karar sayılı ilamı. Sayfa 167., yine aynı Dairenin 15.01.2002 tarih 2001/ 9304 Esas, 2002/ 374 sayılı kararı. Sayfa 170-171)

Ayrıca talep edilen tazminat bedeli olarak 10.000.000 YTL bedel ve faiz istemi fahiştir. Manevi tazminat niteliği gereği; bölünemez ve bu konuda fazlaya ilişkin talepte bulunulamaz. İstemin reddi gerekir.

Davacının bu yayından doğan bir maddi tazminat talebini gerektirir zararı bulunmamaktadır. Bu isteminde reddi gerekir.

Davacı yan maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu durum karşısında mahkeme hükmünün üç gün süreyle Türkiye genelinde yayınlanması ve/veya gazetemizde yayınlanması isteğinin yasal dayanağı bulunmadığından bu isteğin reddi gerekir.

Davacı yan Savcılık şikayetinde bulunmuştur. Bu şikayete tarafımızdan yazılı olarak savunma verilmiştir. Bu nedenle 2006/1664 HZ sayılı Savcılık soruşturma dosyası ve ekleri ayrıca kanıtımız olup; bu dosyanın Savcıktan getirilerek incelenmesi isteğimizdir.

Bir kısım kanıtlarımız dilekçemize eklenmiştir. Ancak davacı yan tarafından sunulacak kanıtlardan sonra kanıtlarımız sunmak üzere tarafıma süre verilmesini talep ederiz

SONUÇ VE İSTEK :
Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Çağdaş Tuzla Gazetesi gazete adı olup;
hükmi şahsiyeti ve bu davada taraf olma ehliyeti
bulunmadığından husumet yönünden davanın reddine,

Usul ve yasa hükümlerine aykırı olan davanın reddine,
Karşı yan davacı tarafından sunulacak kanıtlardan sonra
Kanıtlarımızın sunulması için süre verilmesine,
Yargılama giderleri ve ileride görevlendireceğimiz avukatlık ücretinin karşı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ederim.
Saygılarımla,

Davalı
Halil ÖZEN
Çağdaş Tuzla Gazetesi
Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü

YANIT DİLEKÇESİNİN EKLERİ :

1- 30/06/2004 tarihli Belediye Meclis Gündemi Tutanağı
2- 30/06/2004 tarihli Belediye Meclis Tutanağı
3- Milli Emlak’ın 20/09/2004 tarih ve 049638 sayılı görüş yazısı
4- 546 ve 3202 parsellere ilişkin verilen Başkanlık Teklifi
4/a- İlgili Belediye Meclis Toplantısı Gündem Tutanağı
5- İlgili İmar Komisyonu Raporu
6- İlgili askı zabıt belgesi
7- İmar Komisyonunun ilgili raporu
8- Bazı Belediye Meclis Üyelerinin şerh kararı
9- Tuzla Belediye Meclisinin ilgili tarihli gündem tutanağı
10- İlgili Belediye Meclis Tutanağı
11- Yolun resmi imar planındaki durumunu gösterir harita
12- Yolun resmi imar planının tadil edildikten sonraki durumunu gösterir harita
13- Uygulama yapılan parsellerin durumunu gösterir kroki
14- İnşaatın mühürlenmesiyle ilgili Tuzla Belediyesi’nin Tuzla Kaymakamlığı’na gönderdiği resmi yazı.

Yorum Yapın