Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyon Üyesi Ali Kemal Kumkumoğlu gazetemizi ziyaret ederek ülke ve Tuzla gündemine ilişkin görüşlerini bizlerle paylaştı. 1 Mart Teskeresinin reddininin sonuçlarından, Ortadoğu’nun bugünkü kanlı gündemine, Türkiye’nin AB ve ABD ile ilişkilerinden, AKP’nin ekonomik politikalarına dek Türkiye gündeminin nabzını tuttuk.

Ayrıca Tuzla’nın Kentsel Dönüşüm Projeleri, Orhanlı’daki zehirli variller, belediyenin dağıttığı “Aile İlmihali” kitabı gibi çok önemli gündem maddelerini de ayrıntılarıyla röportajımızda bulacaksınız.

Bölge Milletvekilimiz Sayın Ali Kemal Kumkumoğlu’na gazetemizi ziyaret edip vakit ayırdığı, ülkemiz ve ilçemiz gündemine ait görüşlerini bizimle paylaştığı için bir kez daha teşekkür ediyoruz.

*Ortadoğu bugün kan gölü halinde. Irak’ın durumu ortada. Ülkemiz açısından 1 Mart teskeresinin öneminin iyice ortaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Yaşadığımız süreci bununla bağlantılı olarak değerlendirir misiniz?

1 Mart Teskeresi rededilmesinin önemi bugün gözle görünür bir hale geldi ama asıl önemli olan bunun öneminin daha önce farkında olmak ve gerekeni yapmaktır. Hatırlarsanız o dönemde iktidar, 1 Mart Teskeresinin kabulü halinde Türkiye’nin Ortadoğu’da masa başında olacağını iddia ederek teskereyi savunmuştu. CHP ise özelllikle binlerce Amerikan askerinin Türkiye’nin en hassas bölgesine, Diyarbakır ve çevresine konuşlandırılmasını Türkiye için olağanüstü bir süreci başlatacağını hatta Türkiye için bir felaket olacağını seslendirip, 1 Mart Tezkeresinin Meclisten geçmesini engellemek adına bütün çabayı göstermişti. Şüphesiz kamuoyunun duyarlılığı, bu konuda CHP’nin bu çabasına destek oldu. Bir kısım vicdanlı AKP Milletvekilinin de bu sürece katkısı olduğu yadsınamaz.

1 Mart Teskeresinin başka boyutları da var: Özellikle Bush yönetimindeki ABD’nin en tehlikeli projesi olan Büyük Ortadoğu Projesi. Ortadoğu haritasını yeniden şekillendirme anlamına gelebilecek ve esas itibariyle Ortadoğu’nun petrolü ve o petrolün dağıtım yollarını kontrol etmek adına ortaya konmuş olan bu projeyi CHP, Türkiye’de kamuoyunun da desteğiyle engelliyor. Elbette bunun için CHP’ye bir bedel ödetiyorlar. Ben halkımızın CHP’ye ödettirilmek istenen bu bedellin, esasen Türkiye’ye ödettirilmek istenen bir bedel olduğun farkında olduğunu düşünüyorum.

* AKP iktidarının dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz? AB konusunda samimi mi? Sonra bu Irak’daki, Ortadoğu’daki gelişmelere sessiz kalmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Ülkemizde AB süreci, çağdaş dünyayla, çağdaş normlarda bütünleşme, teknoloji, eğitim, altyapı, sağlık, sosyal güvenlik, demokrasi gibi konularda o standartları yakalamak adına başlamıştır. Oysa, AKP’nin devleti dönüştürme gibi bir talebi vardır. Bunu yapmak isterken içerde karşılacağı direnç noktalarını etkisiz kılmak, dışarıdan destek alabilmek için AB ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Ben AKP’nin, Avrupa Birliği’ni bir uygarlık projesi olarak gördüğüne kesinlikle inanmıyorum.
Hedefleri güçlü, çağdaş, modern Türkiye değil, Kendi inandıkları doğrultuda bir yapı yaratmak. Bu yüzden, gerektiğinde Kıbrıs’tan da taviz verilebilir, dış politikadan da verilebilir, Türkiye’nin bütünlüğüne ilişkin sorunlar konusunda da bir takım tavizler verilebilir. Yani demokrasi onlar için nasıl bir araçsa, AB de bir araçtır.

AKP, gerçek işbirliğini Bush yönetimindeki ABD ile yapıyor. ABD, Ortadoğu’yu kontrolü altına almak istiyor. Türkiye’yi ise bu coğrafyada “ılımlı islam” diye konumluyor. Bush’un bize biçtiği misyon, bizim 83 yıl önce temellerini attığımız laik, demokratik Cumhuriyet temelinde yükselen model değil.

Dolayısıyla AKP, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin yani, çok geniş bir coğrafyada herşeyi ABD’nin çıkarlarına göre yeniden şekillendirebilmek projesinin tam ortağıdır .

Biliyor musunuz ki, Türkiye’nin “biz de destekliyoruz” dediği ama Türkiye’nin içinde ılımlı bir islam devleti, Türkiye’nin bir bölgesinin başka bir devletin sınırları içerisinde alındığı, haritaların çizildiği bir yeni proje var. AKP bu projenin boğazına kadar içine batmış durumda. Bütün umudunu, bütün geleceğini bu projeye bağlamış durumda ama bu konuda ne meclise, ne vatandaşa hiç bir bilgi verilmiyor.

Öyle ki, Dışişleri Komisyonu Başkanı’na soruyorlar Büyük Ortadoğu Projesi’nde bizim rolümüz nedir?” AKP’li Komisyon Başkanı’nın basına yansıyan cevabı şöyle: “Bu oyunu biz yapmadık, kurallarını biz koymadık, rolleri de biz dağıtmıyoruz. Bize prenses rolü de verebilirler, prensesin hizmetkarı da…” Durum bizim açımızdan bu kadar vahim ve belirsiz yani…

AKP iktidarının ekonomik uygulamalarını değerlendirir misiniz?

Aslında biliyorsunuz son dört yılda yaşadığımız ekonomik süreç 57. hükümet döneminde alınan IMF yönlendirmeleriyle alınan tedbirlerin sonucudur. AKP’nin kendisine ait bir ekonomik politikası yoktur.

Şimdi nereye gelinmiştir? Bazı çevreler tarafından hiç beğenilmeyen 60 yıllık zaman dilimi içerisinde yapılan şeker fabrikalarını, çimento fabrikalarını, barajları, demir çelik fabrikalarını, Tüpraşı aklınıza gelebilecek, hertürlü kaynağımızı sattık. Tam bir mirasyedi gibi ek olarak da 150 milyar $ borçlandık.

Türkiye öyle bir noktaya geldi ki aynen duyun-u umumiye döneminde olduğu gibi gelecekte toplayacağı vergileri bu günden satarak aldı. Elbette bunun bir bedeli var. Birincisi Türkiye devlet olarak yatırım gücünü elinden kaçırıyor. İkincisi, merkezi otoritenin elindeki o imkanlar elinden çıkınca bu defa başka güç odakları ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla geleceğimize dönük olarak tehlikeli bir ekonomik model politika uyguladılar. Bütün bunlara rağmen halkın hiç bir sorunu çözülmemiştir. İşsizlik AKP bile telafuz ettiği en temel problem. Türkiye’de çiftçi perişan. Fındık üreticilerinin durumu ortada. Hükümet sırf Fiskobirlik’i ele geçiremedi diye fındık üretecisinden initikam alıyor. Milyonlarca karadeniz köylüsünü açlığa, yoksulluğa, çaresizliğe, faizcinin tefecinin eline bırakıyor Buğday üreticisi keza öyle. Buğdayın bugünkü fiyatı dört yıl öncesinden daha ucuz. Ülkede yoksullukta müthiş bir artış var. Açlık sınırın altında yaşayan yurttaş sayısında olağanüstü bir artış var.

“Herkes, her istediği yerden sağlık hizmeti alabilecek” diye bir yalanla vatandaşı kandırdılar. Şimdi vatandaş ilaç bulamıyor. Dün bir tıp profesörüyle sohbet ediyordum. Diyor ki “artık bir steteskopla doktorluk yapma dönemine yeniden döndük. Çünkü bir hastanın ayakta tedavisi için devletin verdiği para 44 YTL, normal bir muayene ücreti değil. Dolayısıyla bizim yapabileceğimiz başka birşey yok. Kulağınıza bir steteskop takıp hastanın sağını solunu dinleyeceğiz. Ne tahlil yapabilme imkanımız var, ne film çekebilme imkanımız var.”
Dolayısıyla yaşamın hangi alanına bakarsanız bakın AKP yakın çevresindeki çekirdek kadro ha
ricinde yani bu yerel yönetimlerin ve iktidarın kaynaklarını yağmalayan talan eden, Ali Dibolar kuran o yağmacı takım hariç, bütün yurttaşlarımızın durumu gerçekten perişandır. Üretici perişandır, çiftçi, işçi, sanayici perişandır.

* Biliyorsunuz ilçemiz ciddi bir çevre felaketi yaşadı. Orhanlı’da bulunan zehirli variller gündemi haftalarca meşgul etti. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu olay da göstermiştir ki, AKP’nin bir çevre politikası yoktur. Türkiye’de yılda 1.5 milyon ton katı atık çıkıyor. Bunun yarısı geri dönüşümle yeniden kazandırılabiyor. Kalan 750.000 ton katı atığın ne olduğu belli değil. İzaydaş’ın kapasitesi yılda sadece 40.000 ton… Ne yazık ki, bakanlığın bu konuda bir yatırım yapmaya, önlem almaya niyeti yoktur. Bu işlerde bakanlıktan başlayarak belediyelere kadar görevini yapmayan herkesin sorumluluğu var.

CHP çevre konusunda herzaman çok duyarlıdır. O günlerdeki Orhanlı ziyaretimiz, geçtiğimiz hafta Genel Başkanımızın gerçekleştirdiği Dilovası ziyaretinin amacı da bu duyarlığı kamuoyuyla paylaşabilmektir.

Bu konuda aslında benim bir önerim var: Diyorum ki, bu atıkları oraya buraya gömenlere yerlerini söylemeleri koşuluyla bir kereye mahsus ceza vermeyelim. Yerlerini söylesinler de bu atıklar çevreye ve insana zarar vermeden çıkarılıp güvenli bir şekilde imha edilsin…

Özrü kabahatinden büyük!

* Tuzla Belediyesi’nin bastırtıp halka ücretsiz dağıttığı ve medeni kanun yerine şer’i hükümleri dayatan “Aile İlmihali” kitabıyla ilgili yaptığımız haber biliyorsunuz çok ses getirmişti. Hatta Cumhuriyet Savcılığı yayınımızı suç duyurusu olarak kabul edip, Belediye Başkanı hakkında soruşturma da başlatmıştı. Ancak geçtiğimiz günlerde bu yayınımızdan dolayı belediyenin bizim için suç duyurusunda bulunduğunu öğrendik. Bu konuda bir açıklama yapar mısınız?

Bu anlayış sadece Tuzla Belediye Başkanının seslendirdiği bir yaklaşım değil. Bu anlayışın ve bu anlayışın kadrolarının Cumhuriyetin temel nitelikleriyle, hukuk sistemiyle çok ciddi çelişkileri olduğu, bunu zaman zaman başbakanları, meclis başkanı veya başbakanlık müsteşarı aracılığıyla, yeri geldiğinde Tuzla Belediye Başkanı gibi yerel yöneticileri aracılığıyla seslendirildiği sayısız örnek var.

Başbakanın Müsteşarı “Cumhuriyetin nitelikleri anlamını yitirmiştir derse, Belediye Başkanı bu kitabı dağıtır tabii.

Şimdi başbakanın müstaşarının “Cumhuriyetin başlangıçta ortaya koyduğu temel niteliklerinin tamamı anlamını yitirmiştir” dediği bir iktidar döneminde bir belediye başkanının böyle bir kitap dağıtıyor olması aslında çok normal birşey. Ancak biz biliyoruz ki, bizim insanımız bu çağdışılığı aşmıştır.

Yurttaşlarımız, herşeye rağmen kendi bildikleri yoldan ilerleyeceklerdir.

Ülkemizin büyük çoğunluğunu oluşturan samimi inançlı yurttaşlarımız inançlarıyla laik, demokratik Cumhuriyeti bütünleştirmiş, her ikisini birlikte çok rahatlıkla yaşayabilen, hatta laik demokratik Cumhuriyet içerisinde olmanın bir nimet olduğunu düşünen yurttaşlarımız bu tür dayatmaların farkındadır.

Bunlara rağmen bizim ülkemiz insanımız kendi bildiği yolda ilerleyecektir. Benim bu konularda çok severek kullandığım bir ifade var:

Ne mutlu bize ki, bizim ülkemizde ne eline sopa alıp insanları camiye dolduran var ne de caminin kapısına dikilip “sen nereye gidiyorsun” diye soran var. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Bu bizim için gerçekten bir nimettir.

Ben vatandaşımızın da, bunu bildiğine ve bunu benimsediğine inanıyorum. Bunların güçleri ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkenin yaşadığı bu güzellikleri ortadan kaldırmaya yetmeyecektir.
Gazetenizin bu konuyu haberleştirmesinden sonra, Tuzla Belediyesi tarafından yapılan suç duyrusuna gelince, “tam özrü kabahatinden büyük” derler ya, o hesap işte…!

“Tuzla halkı kentsel dönüşüme direnmeli”

İstanbul gibi çarpık kentleşmenin bu kadar yoğun yaşandığı, üstelik bir de ciddi bir deprem tehdidi yaşayan bir kentte Kentsel Dönüşüm Projeleri çok gereklidir. Ancak, bu projelerin vatandaşı hiç bir şekilde mağdur etmeden, kenti daha çağdaş daha modern, bir hale dönüştürebilecek şekilde hayata geçirilmesi lazım.

Bunun yapılabilmesi için iki şeyi hedeflememiz gerek. Birincisi kenti gerçekten çağdaş, modern, yaşanılabilir, depreme ve her türlü afete karşı dayanıklı bir kent haline getirebilmek, ikincisi bu projenin merkezine insanı koymak…

Bu iktidarın uygulamaya koyduğu projelerde herşey var, bir tek vatandaş yok…

Bugünkü iktidarın hayata geçirmeye çalıştığı kentsel dönüşüm projelerinde Dubaililer, Arap sermayesi, müteahhitler, yerel yönetimlerde işi kontrol edip yönlendirenler var bir tek vatantaş yok… Dolayısıyla kentsel dönüşüm, işin sadece rantıyla ilgilenen projelere dönüşmüştür…

Bu projelerin bugün hiç bir yasal altyapısı yok. Vatandaş, bu projenin uygulanması başına neler geleceğini bilmiyor. Vatandaşın tüm geleceği tamamen yöneticilerin iki dudağı arasında. Bu haliyle Kentsel Dönüşüm Projeleri İstanbul’da uygulanamaz.

Bu projeler ancak belli çevrelere rant sağlama aracı olarak kullanılabilir.

Ancak zorla, vatandaşı mağdur ederek belli alanlardan belli çevrelere, belli rantlara aktarılabilir. Bu sadece bir rant sağlama aracı olarak kullanılabilir. Gerçek hedefine yani modern, dünya kenti olmuş ve içerisinde yaşayan bütün İstanbulluların huzur içinde yaşadığı bir İstanbul’u yaratma projesi bu şekilde gerçekleştirilemez.

Bundan dolayı, Tuzla’da da hayata geçirilmeye çalışılan bu projelere Tuzlalılar direnmelidir.

*Sayın Milletvekilimiz, gazetemizi ziyaret edip, ülkemizin ve Tuzla’nın gündemini bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılarınızın devamını diliyorum.

Yorum Yapın